Narhın İslam İktisadındaki Yeri ve Osmanlı Devleti’ndeki Uygulaması

25 Mart 2015 - Çarşamba 377 kez okundu

Osmanlı Devleti’nin gerek siyasi gerekse sosyo-ekonomik yapısının tarafsız bir şekilde izah edilmesi Türkiye’nin olduğu kadar başka birçok devlet içinde önemlidir. İşte bu yüzden araştırmacılar Osmanlının gerek siyasi gerek sosyo-ekonomik yapısını anlamak için belirli kesitleri alıp incelemektedirler. Bu durum karşısında Osmanlı iktisadi yapısı içerisinde özellikle fiyat politikalarının analizi açısından narh[1] sisteminin araştırılmasında büyük önem vardır.[2]

Osmanlı Devleti’nde uygulanan narh sisteminin açıklanması öncesinde İslam’da narh sistemi uygulaması hakkında ön bilgi vermenin konumuz açısından yararlı olacağı düşüncesi kanaatini taşımaktayım.

 

  1. İslam İktisadında Narh Sistemini Yeri

 

Narh; dar anlamda, açık kamu yararı gereği temel ihtiyaçları karşılayan mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarına doğrudan müdahale edilerek belirli sınırların aşmasının önlenmesi maksadıyla resmi tavan fiyat belirlemesine denir. Geniş anlamda ise narh; asgari ve sabit fiyat tespitlerini içerir. Narh, yahut halkın ifadesiyle nark Türkçe bir kelimedir.[3] Narh, devlet başkanının veya yetki verdiği devlet memurlarının yahut da halkın işlerini yürütmeyi üzerlerine alanların pazarlara, esnafa mallarını belirli bir fiyata satmalarını emretmesi ve belirlenen fiyattan aşağı veya yukarı bir fiyata satış yapmasının yasaklanması olarak da tanımlanmaktadır.[4]

İslam iktisadının eksik rekabet şartlarında fiyatlara müdahale edilmesi gerektiği ilkesi Osmanlı iktisat düşüncesinde önemli bir yere sahiptir.[5] İslam hukukunda alış-verişlerin karşılıklı rızaya dayanması esası kabul edilmiştir.[6] Narhla ilgili olarak Peygamber Efendimiz döneminde ashaptan biri; “Ya Resulullah narh koy” demiş ise de Peygamber; “Kıymetleri çıkaran ve indiren Allah’tır.” diyerek cevap vermiş ve narh koymaktan kaçınmıştır.[7]

Liberal ekonomiye sahip piyasalarda fiyatlara müdahale edilmezdi. Fiyatların suni olarak artmasına sebep olanlara karşı önlem alınması bizzat Peygamber Efendimiz tarafından buyrulmuştur.[8] Hz. Ömer ve Hz. Ali de kendilerine yöneltilen narh taleplerini geri çevirmiştir. Narhın hükmü hususunda fıkıh âlimleri farklı görüşler normal işleyen piyasa şartlarında narh koymayı Hanefiler mekruh diğerleri haram olarak niteler.[9]

Nitekim İmam Malik fayda mülahaza etmesi halinde fiyatların dondurabileceğini söylemektedir. İbni Kudame ise narhın bir bakıma karaborsayı teşvik edici rol oynadığı görüşündedir. Zira istemediği fiyattan satışa zorlanan tüccar malını satmayıp stok edecek, bu stoklar ise normalin üstünde vermeyi kabul eden ihtiyaç sahiplerince alınacaktır. Bu nedenle ülkede iktisadi bir dengesizlik oluşacaktır. Gerçekten de İbni Kudame’nin görüşü günümüz içinde geçerlidir.[10]  Meşhur İslam âlimlerinden İbni Teymiye fiyatların bir kısmının caiz bir kısmının da caiz olmadığını söylemektedir. Fiyatlar insanlar arasında adaleti içeriyorsa caizdir. Eğer insanlar arasında zulmetmeyi, haksız olarak bir malı rıza gösterilmeyen bir fiyata satmaya zorlanmayı içeriyorsa caiz değildir.[11]

Yukarıda anlatılan bilgilerden hareket ederek İslami dönemde narh sisteminin uygulanmasına sıcak bakılmamaktadır. İslam iktisat sisteminde karşılıklı rızaya dayanan bir alış-veriş sisteminin yürürlükte olması narh sisteminin uygulanmamasına sebebiyet vermiştir. Filhakika Osmanlı Devleti ise narh sistemini ekonomi anlayışı içerisinde önemli bir noktaya yerleştirmiştir. Bunun içindir ki narh sistemi Osmanlı Devleti’nde önemli bir konumu işgal etmiştir diyebiliriz.

 

  1. Osmanlı Devleti’nde Narh Sisteminin Yeri

Osmanlılar, halkın refahı için tüketiciyi ve üreticiyi koruyucu tedbirler almışlardır. Bu çerçevede üretimden tüketime kadar her sahayı denetim altında tutmayı prensip edinmiştir.[12] Esnaf birlikleri, sanayi devrimiyle birlikte Anglo-Sakson ülkelerinde ortadan kalkarken Osmanlılarda kendini yeni şartlara uydurarak canlılığını sürdürmüştür. Esnaf sistemi, kalite kontrol ve standardizasyon ile fiyat istikrarını sağlayıcı, haksız rekabeti, aşırı üretimi ve işsizliği önleyici bir anlayışa dayanıyordu. Sistem yarı özerk yapısıyla devletin uyguladığı narh politikasının en önemli yürütme ve denetimci rolünü oynamıştır.[13]

Narh sistemi klasik dönem Osmanlı tarihi’nde fiyat politikasının esasını teşkil etmiştir.[14] Osmanlı Devleti’nde narh uygulamasının başlangıç tarihi olarak görülen 1453 yılı devletin otoritesini hissettirdiği ve yoğun fetihler sebebiyle piyasaların muhtemelen olumsuz etkilendiği bir döneme rastlamaktadır.[15]Bazı İslam hukukçularının görüşlerinin aksine olarak Osmanlılar halkın refahının sağlanması hususunda narha, büyük önem vermişlerdir. Devlet idaresinde çalışan şahıslar narhın konulması gerektiğini ve devletin icra organlarının narhın kontrolüyle bizzat meşgul olmaları konusuna önemle dikkat çekilmiştir.[16] Osmanlı Devleti içerisinde sadrazamlık görevinde bulunmuş olan Lütfi Paşa;  Narh dünyanın önemli işlerindendir. Onunla çok sıkı bir şekilde uğraşmak gerek. Makam sahiplerinden bir kısmının evinde atar (ıtriyat) dükkânı olmaması gerekir. Narh fakirlerin işidir.”[17] diyerek narha verilmesi gereken öneme dikkati çekmek istemiştir.

Koçi bey ise yazmış olduğu risalesinde narhla ilgili bölümünde şu cümlelere yer vermiştir:

“Benim saadetlü hünkârım, nark dedikleri, vezir kulun emreder ki, kasaplar koyun etinin okkasını on akçeye satsınlar. Buğdayın kilesini altmış akçeye, pirincin kilesini elli akçeye satsınlar. Şehir içinde alınır satılır şey varsa bahasını tayin ederler. (nark verildi) derler. Benim devletlü hünkârım ne vakit bir şey için ferman buyurmak isterseniz arzu ederseniz, şöylece hatt_ı hümayun yazarsınız. Sen ki veziriazamsın kasapları tembih edesin oniki akçeye nark viresin. Yahut ekmek için ferman buyurursanız sen ki veziriazamsın ekmekçilere yüzelli dirhem ekmeği bir akçeye nark viresin şöyle bilesin. Böylece bir malın bahasını tayin buyurmaya (nark) denir.”[18] 

Müverrih Ali, Fusulü’l_Hall Ve’l_Akd ve Usulü’l_Harc Ve’n_Nakd adlı eserinde padişahların mülk ve devletin bekasını sayarken narh konusuna da değinmekte ve narh fiyatının piyasada satıcı ve alıcı tarafından kabul görmesini, narha uymayanların cezalandırılması gerektiğini söylemiştir. Ona göre narh; “umur_ı külliye” dendir. Eğer padişah ve sadrazamlar ufak bir mesele gibi görüp narha gereken ehemmiyeti vermezlerse, bu işle görevli şehrin kadı’[19]sının bir şey yapmasının mümkün olmayacağının söylemektedir.[20] Sadrazamlar içerisinde İslam hukuku konusunda gördüğü eğitimle sivrilen Köprülü ailesinden Fazıl Mustafa Paşa’nın narh koyma konusundaki isteksizliği bilinmektedir.[21]

XVIII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIX. yüzyılda özellikle III. Selim döneminde başlayan liberalleşme hareketleri narh uygulamasına engel teşkil etmiştir. Liberalleşme yönündeki düşünceler yavaş yavaş fiyatlarda çözülmeye yol açmış ve bu durum tüketiciyi tedirgin ederken narhı uygulayan üretici ve tüccarı zor durumda bırakmıştır. Nitekim narh uygulamasını engelleyen bu liberalleşme hareketleri 1838 yılında yapılan Balta Limanı Antlaşması’yla daha da ilerlemiştir. Cevdet Paşa’nın serbest ticareti savunan düşünceleri ile iyice zayıflamış ve 1860’ların ertesinde kaldırılmıştır.[22]

Narh ile ilgili olarak esnafa tanınan bir serbestlik söz konusudur. Fakat narhı yükseltmek için esnafın geçerli olan narhı ihlal yoluna gidebilmesi narh verilen bütün mal ve hizmetler için geçerli değildi. Zaruri gıda maddeleri olan ekmek, et, her türlü katı ve sıvı yağlar, peynir, süt, yoğurt ile bu maddelerin yapımında kullanılan ürünler için kıtlık ve bolluk zamanlarında maliyet fiyatlarındaki artış ve azalışa göre narhlar yeniden belirleniyordu. Zira sınaî ve ticari mallara nispetle fiyat hareketliliği yüksek olan bu tür gıda maddelerinin kıtlığı veya bolluğu derhal o malın fiyatını da etkilemekteydi. Zaruri gıda maddelerinin fiyatlandırılmasında gösterilen bu hassasiyette gerekli ürünün şehre akışını temin ile şehirde ürüne verilen narhın tüccar için caiz olması gerekliliğinin de payı büyüktür.[23]

Görüldüğü gibi Osmanlılarda narh müessesesine önem verilmiş, narhın kontrolü sadrazamın görevlerinden sayılmış, narh uygulamasının karşısında olanlar ise eleştirilmiştir. Bu sebeple bu müessese XIX. asrın ortalarına kadar varlığını korumuştur.[24]

 

 Ba. Osmanlılarda narhı gerekli kılan haller:

 

Genelde senede bir defa konulan narh bazen yaz ve kış döneminde iki kez konmaktaydı. Bunun dışında arz-talep meselesinden olsa gerek halkın şikâyeti nazar-ı dikkate alınarak fiyatlar düzenlenebilmekteydi.[25]

Narh sistemi Osmanlı Devleti’nde olağan ve olağanüstü olmak üzere genelde iki şekilde uygulama alanı bulmaktaydı. Bu durum ise fermanlarla ve ihtisap kanunnameleri ile hukuki destek alarak güçlenmekteydi.[26]

     Olağan narhlar;

İlk kuzu Hıdrellez denilen 6 Mayıs’ta kesilir ve bundan birkaç gün evvelde ete narh konurdu. Harmandan sonra yeni mahsul buğday alınınca ekmek fiyatı yeniden düzenlenirdi. Sebze ve meyve fiyatlarında ise ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde narh tespit edilirdi. Olağan narh uygulamasında ramazan ayının önemli bir yeri vardır. Ramazandan bir iki gün önce veya ramazanın ilk günü fiyatlar açıklanır ve hemen hemen bütün yiyecek maddelerinin satışı buna göre gerçekleştirilirdi.[27]

     Olağanüstü narhlar;

Kuraklık, ulaşım zorlukları, harp, abluka,[28] seferberlik gibi olağanüstü durumlarda kıtlık,[29] sel, şiddetli geçen kışlar, çekirge istilası gibi afetlerde yeni fiyat tespitlerini gerektiren hususlardı. Nitekim ablukalar sırasında daha ucuz yapılan deniz trafiği engellendiğinde nakliyat kara yolu ile yapılmakta ve dolayısıyla nakliye ücretlerinin yükseldiği narhın değiştirilmesine vesile olmaktaydı. Harp durumlarında mahsulün büyük kısmının ordu için alınması kıtlık yıllarında olduğu gibi halka intikal eden mahsulün azalmasına sebep olmakta ve dolayısıyla arz-talep dengesi bozulduğundan fiyatların yükseltilmesi zaruriyeti doğmaktaydı.[30]

Nüfus artışları şehir merkezlerine iktisadi dengeyi bozmakta ve talebin arzı ezici bir çoğunlukta artması neticesinde, fiyatları da yükseltmektedir. Önemli derecede iktisadi dengeyi bozabilecek nüfus artışlarının başlangıcı XVI. yüzyıla isabet eder. F. Braudel, “Akdeniz ve Akdeniz Dünyası” adlı meşhur eserinde XVI. Yüzyılın ikinci yarısına doğru, Akdeniz’de nüfusun hızla yükseldiği ve bunun da fiyatları olumsuz yönde etkilediğini ifade etmektedir. Devletlerin devamlılığında fiyatların ayrılmaz bir parçası olan paranın istikrarının korunmasının çok önemli bir rolü vardır. XVI. yüzyıldan önce Osmanlı para düzeni altın, gümüş, bakır ve diğer madenleri içeren sikkelerdi.

Sikke basılan maddelerin azalıp çoğalması para[31] arzını ve fiyatları dolayısıyla ticaret hacmini etkiler. Bunun yanında ticaret hacminin genişleme ve daralması da piyasadaki madeni paraların artmasına veya azalmasına sebep olabilir. XVI. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı parası bir buhran içine girmiş bulunuyordu. Bu buhranın en önemli sebebi Batı’dan gelen ve Osmanlı’yı geçerek Güney ve Doğu’ya giden maden hareketidir. Diğer yandan kalpazanların piyasaya bol miktarda sahta para sürmeleri, devletin resmi paralarının kenarlarından kırkarak değerini düşürüp kıymetli madenin kıtlaşmasına sebep olan yerli ve yabancı tüccarlar bu buhrana sebep olmaktaydı.

Dış ticaret eşya fiyatları sikkenin gerçek değeri ile ülkede bulunan altın ve gümüş madenlerinin miktarı arasında sıkı bir ilişki vardır. Akçe ayarlamaları sonucu eşya fiyatları arttığı gibi istikrarlı altın paralarının rayiçleri de yükselirdi. Bu sebeple önemli para ayarlamaları yapıldığında eşya fiyatları yeniden tespit edilir ve genel narh cetvelleri yayınlanırdı.[32]

    

 

 

Narhın tespiti;  

   Narhların tespiti kadıların başkanlığında kurulan komisyonların göre bir malın fiyat tespit komitesi ilgili esnafın şeyh, kethüda, yiğitbaşı, ehl_i hibre gibi yönetici ve uzmanlarıyla halkın temsilcilerinden oluşurdu. Esnaftan fiyatların yükseltilmesi talebi geldiğinde komite huzurunda çaşni tutulur yani bir üretim süreci oluşturulur,[33] malın hammadde halinden nihai mal oluncaya kadar geçirdiği safhalardaki maliyetleri iş saatleri ve ücretler müşahede ile tespit edilir. Yeterli kar bırakılması halinde fiyatların yükseltilmesine gerek duyulmazdı.

     Muhtesipler[34] maiyetindeki kol oğlanlarıyla çarşı pazarı devamlı kontrol ettiğinden fiyat tespitinde kadıların en büyük yardımcısı konumunda bulunmaktaydı. Merkezde fiyat tespitleri bu şekilde sağlanmaktaydı. Taşradan gelen mallarda ise çıkış yerindeki fiyatı belirlenir ve buna göre narh verme durumu gerçekleştirilirdi.[35] Ortalama kar işin özelliğine göre genellikle %10-20 arasında değişmektedir. Kahve gibi ülkenin uzak bölgelerinden getirilen veya ithal edilen malların maliyetlerin tespitinde güçlükler olduğundan esnaf ile kadılık arasında bir pazarlık marjı bırakıldığı anlaşılıyor. Tespit edilen narh gerekli belgelerle tespit edildikten sonra kadı sicillerine geçirilir ve esnaf ile halka ilan olunurdu.[36]

Bununla birlikte devletin narh koymadığı durumlarda Osmanlı esnaf sistemi, yapısı itibariyle piyasalardaki kar hadlerini fiilen %10-20 arasındaki ortalamaya doğru çekmede oldukça güçlü bir eğilim içinde bulunuyordu. Zira bu sistemde her malın hammaddeden başlayarak nihai tüketime hazır hale gelinceye kadar geçtiği üretim ve mübadele aşamalarının her biri ayrı bir esnaf birimi olarak örgütlenmekle kalmaz, her aşamada farklı ürün türleri varsa onlarda ayrı bir örgütlenme birimini oluştururdu. Bu sebeple her esnaf, girdi ve çıktıları ile zorunlu olarak bir veya birkaç esnafın alıcısı yahut satıcısı konumundaydı ve aralarındaki fiyatlandırmada ilişkisinde birinin karını arttırması diğerininkini azaltacağı için birbirini frenlemeye çalışırlardı.[37]

Narh tespit edilirken bazı narh defterlerinde getirici ve oturucu (mukim) için ayrı fiyat belirlenirdi. Diğer yandan değişik narh defterlerinde tüketici açısından bazı mallarda tespit edilen fiyatlar sicile geçirilirken bu fiyatların yanında veya aşağısında ‘’müsamaha, müsaade’’  bir başka tarih kaydedilerek iki hatta ikiden fazla fiyat verilmektedir. Fiyatlar tespit edildikten sonra esnaf belirlenen rakamların üzerinde satış yapmayacaklarına ve satış yaptıkları takdirde cezalarına razı olacaklarına dair taahhütte bulunurlardı.[38]

Narh kararlaştırıldıktan sonra Başmuhasebeye kaydedilir, yeni fiyatlar İstanbul kadısı ve Bilad_ı Selase (Eyüp, Galata, Üsküdar) kadılıklarına bildirilirdi. Her kadılık ayrıca kendi bölgesi dâhilindeki mahkemeleri yeni durumdan haberdar etmekteydi. Gelen listeler sicillere geçirilir, münadiler çıkarılarak yeni fiyatlar esnaf ve halka ilan olunurdu.[39]

Narh sisteminin dışında esnafın suiistimallerini önlemek amacıyla esnaf birbirine kefil yapılıyordu. Böylece esnafın kendilerini iflasa çıkararak ödemede güçlük çıkarmaları önleniyordu. Esnafın birbirine kefaletiyle tüccarların zarar ve ziyana uğramalarından dolayı İstanbul’a mal getirmekten kaçınmaları önlenmiş oluyordu. Yeterli malın gelmesi ise nihai noktada tüketiciyi ilgilendiriyordu.[40]

Narha aykırı davranışlarda mesela ekmeğin gramajında veya kumaşın top büyüklüğünde % 5 civarında kalan sapmalar, normal beşeri sınır içerisinde düşünülerek herhangi bir ceza konusu sayılmazdı. Sapmalar bu oranı aştığı zamanda kıtlık ve savaş halleri dışında, genellikle zannedildiğinin aksine çok sert tedbirlere başvurulmazdı. İkaz etmek, bir daha yapmamasını tavsiye etmek, kamu otoritelerinin en çok başvurduğu yollardı diyebiliriz. Narhtan sapma yüksek oranlara vardığı ve tekrar ettiği halde suçlu Müslümansa hapse atılır gayri Müslim ise küreğe[41] konulurdu.[42]

Ürünlerin kalite denetimi ve standardizasyonu hem üreticilerin hem de tüketicilerin uzun vadeli çıkarlarının korunmasıdır. Tespit edilen standartlar kadı sicillerine kaydedilmiş olup ülkenin uzak bölgelerinde de bu standartlara uyulması, bu arada ölçü ve tartı birimlerinin damgalattırılması istenirdi.[43] Sicillerdeki narh defterlerinde kullanılan ölçü birimleri dirhem, kıyye, batman, yük, yem, geym, ve aded’tir. Para birimleri ise akçe, para nispeten daha az bulunan kuruş’tur. XVII. Yüzyıl Konya ve Gaziantep’te mülk satışları ile ilgili belgelerde ve narh kayıtlarında sıkça üç ayrı para birimi ile karşılaşılmıştır. Bunlar; akçe, esedi guruş ve riyali guruştur.[44]

Akçe, narh defterlerinde meblağ olarak kayıtlıdır. Bazen listelerde yer alan bazı maddelerin miktarı verilirken fiyatı verilmemiş bazısının da ne miktarı ne de fiyatı verilmiştir.[45]

Fiyatlar hakkında narh listelerinden başka tereke[46] kayıtlarından da bilgi elde etmek mümkündür ( mülk fiyatları, işçi ve usta ücretleri, nafakalar, çeşitli giyim ve ev eşyaları gibi). Tereke kaydındaki malların fiyatlarının yüksek tutulduğu düşüncesiyle güvenilemeyen fiyatlar olarak değerlendirenler olduğu gibi yapılan karşılaştırmalar neticesinde narh fiyatları ile tereke fiyatları arasında büyük bir paralellik olduğu ve arada olabilecek farkın malın kalitesinden veya terekeyi yazan kâtibin kalite ve fiyat anlayışından kaynaklandığını ifade edenler de mevcuttur.[47]

Siciller kaydedilen fiyatların denetimlerinde, pazarların kontrolleri bizzat sadrazam tarafından kola çıkmak suretiyle yapılabildiği gibi sadrazam olmadığı zaman, bu kontroller kadıların başkanlığında yapılırdı. Taşradaki pazar teftişleri genelde kadının başkanlığında yapılırdı.[48]

Sadrazam ihtiyaç duyduğunda İstanbul kadısı veya muhtesibe narhla ilgili sorular sorar, mamullerin narh fiyatına satılıp satılmadığına bakar, kaliteyi kontrol eder; özellikle fırınların ekmekleri iyi pişirip pişirmediklerini görmek üzere ekmeği kırdırtır, tarttırarak gramajına bakardı. Bu arada fiyat kalite ve tartı hususunda özrü görülenlerden dirliği olmayanlar hemen cezalandırılır; dirliği olanlar ise zabitine teslim edilirdi ki bu sonuncular yeniçeri, esnaf ve sanatkârların sayılarının arttığı XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda gitgide ehemmiyet kazanmıştı. Çarşı-pazarı dolaşıp fiyat ve kaliteyi kontrol etmekle vazifeli olan ise muhtesipti. Her kadılık da bir tane muhtesip bulunmaktaydı. Kadı narh verirken muhtesibin fikrini almakla birlikte hiçbir zaman muhtesibin kadıya danışmadan narh vermesine izin verilmezdi. Muhtesibin maiyetindeki kol oğlanları terazi başılar ve taş oğlanları çarşı pazardan ihtisap resmini toplar ve diğer narhla ilgili işleri yürütürlerdi. Muhtesip kadı huzuruna esnafın getirilmesine gerek olmayan küçük kusurlarında kendisi ceza verme hakkına sahip olup çoğu kez çarşı nizamlarını bozanları kadı huzuruna çıkarır ve onun verdiği cezalar maiyetindeki vazifelilerce yerine getirilirdi.[49]

Narh müessesesi XIX. yüzyıl ortalarına kadar varlığını korumuşsa da bu asrın ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş ticaret şartlarında meydana gelen değişiklikler narh müessesesinin önemini kaybetmesine sebep olmuş neticede ekmek ve et gibi bazı zaruri maddeler dışında fiyatlar serbest bırakılmıştır.[50]

Sonuç;   

İslam iktisadının eksik rekabet şartlarında fiyatlara müdahale edilmesi gerektiği ilkesi Osmanlı iktisat düşüncesinde önemli bir yere sahiptir. İslam hukukunda alış-verişlerin karşılıklı rızaya dayanması esası kabul edilmiştir. Narh, devlet görevlileri tarafından ürünlere verilen azami fiyat olarak tanımlanmaktadır.

Bazı İslam hukukçularının görüşlerinin aksine olarak Osmanlılar halkın refahının sağlanması hususunda narha, büyük önem vermişlerdir. Devlet idaresinde çalışan şahıslar narhın konulması gerektiğini ve devletin icra organlarının narhın kontrolüyle bizzat meşgul olmaları konusuna önemle dikkat çekilmiştir.

İlk kuzu Hıdrellez denilen 6 Mayıs’ta kesilir ve bundan birkaç gün evvel ete narh konurdu. Harmandan sonra yeni mahsul buğday alınınca ekmek fiyatı yeniden düzenlenirdi. Sebze ve meyve fiyatlarında ise ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde narh tespit edilirdi. Olağan narh uygulamasında ramazan ayının önemli bir yeri vardır. Ramazandan bir iki gün önce veya ramazanın ilk günü fiyatlar açıklanır ve hemen hemen bütün yiyecek maddelerinin satışı buna göre gerçekleştirilirdi. Kuraklık, ulaşım zorlukları, harp, abluka, seferberlik gibi olağanüstü durumlarda kıtlık, sel, şiddetli geçen kışlar, çekirge istilası gibi afetlerde yeni fiyat tespitlerini gerektiren hususlardı. Nitekim ablukalar sırasında daha ucuz yapılan deniz trafiği engellendiğinde nakliyat kara yolu ile yapılmakta ve dolayısıyla nakliye ücretlerinin yükseldiği narhın değiştirilmesine vesile olmaktaydı. Harp durumlarında mahsulün büyük kısmının ordu için alınması kıtlık yıllarında olduğu gibi halka intikal eden mahsulün azalmasına sebep olmakta ve dolayısıyla arz-talep dengesi bozulduğundan fiyatların yükseltilmesi zaruriyeti doğmaktaydı.

   Narhların tespiti kadıların başkanlığında kurulan komisyonların göre bir malın fiyat tespit komitesi ilgili esnafın şeyh, kethüda, yiğitbaşı, ehl_i hibre gibi yönetici ve uzmanlarıyla halkın temsilcilerinden oluşurdu. Esnaftan fiyatların yükseltilmesi talebi geldiğinde komite huzurunda çaşni tutulur yani bir üretim süreci oluşturulur, malın hammadde halinden nihai mal oluncaya kadar geçirdiği safhalardaki maliyetleri iş saatleri ve ücretler müşahede ile tespit edilir. Yeterli kar bırakılması halinde fiyatların yükseltilmesine gerek duyulmazdı. Narh müessesesi XIX. yüzyıl ortalarına kadar varlığını korumuşsa da bu asrın ikinci yarısından itibaren yavaş yavaş ticaret şartlarında meydana gelen değişiklikler narh müessesesinin önemini kaybetmesine sebep olmuş neticede ekmek ve et gibi bazı zaruri maddeler dışında fiyatlar serbest bırakılmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bibliyografya

  • Akgündüz, Ahmet, “İslam Hukukunun Osmanlı Devleti’nde Tatbiki; Şer’iye Mahkemeleri ve Şer’iye Sicilleri”, Türkler, Cilt 10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 54-67.
  • Bala, Mirza, “Kadı”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 6, Milli Eğitim Basımevi, Eskişehir 1997, s. 42-48.
  • Faroqhı, Suraıya, “Krizler ve Değişim”, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Çev. Ayşe Berktay, Eren Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 543-743.
  • Genç, Mehmet, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, Ötüken Yayınları, İstanbul 2000.
  • -¾¾¾¾¾¾, “Osmanlılar”, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 2007, s. 487-589.
  • Kallek, Cengiz, “Narh”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 32, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 2006, s. 387-389.
  • Kazıcı, Ziya, “Hisbe”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul 1998, s. 143-145.
  • Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi, Sad. Zuhuri Danışman, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1972.
  • KÜTÜKOĞLU, Mübahat S., “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Tarihi ve Medeniyeti, İstanbul 1994, s. 513-649.
  • ————————————, Osmanlı Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, Enderun Yayınları, İstanbul 1983.
  • Lütfi Paşa, Asafname, Ahmet Uğur, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1982,
  • ÖKSÜZ, Melek, Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon, Serander Yayınları, Trabzon 2006.
  • ÖZTÜRK, Said, “Osmanlı Devletinde Tüketicinin Korunması”, Türkler, Cilt 10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 850–860.
  • Öztürk, Temel, “Osmanlılarda Narh Sistemi”, Türkler, Cilt 10,Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 861-868.
  • ———————, Yüzyılın İlk Yarısında Trabzon ve Kastamonu’ da Fiyatlar, KTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Trabzon 1998.
  • Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Sözlüğü, Cilt 2, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1971.
  • Tabakoğlu, Ahmet, Türk İktisat Tarihi, Dergâh Yayınları, İstanbul 1994.
  • ¾¾¾¾¾¾, “Osmanlı İktisadi Yapısının Ana Hatları”, Osmanlı, Cilt 3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 1999, s.17-31.
  • KAL’A, Ahmet, “Esnaf”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 11, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İstanbul 1995, s. 423–430.
  • Kılıç, Orhan, “Osmanlı Devleti’nde Meydana Gelen Kıtlıklar”, Türkler, Cilt 10, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 718-729.

* Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü öğrencisi.

[1] Mübahat S. Kütükoğlu, “Osmanlı İktisadi Yapısı”, Osmanlı Tarihi ve Medeniyeti, İstanbul 1994, s. 562. ; Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Sözlüğü, Cilt 2, İstanbul 1971, s. 564.; Cengiz Kallek, “Narh”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 32, İstanbul 2006, s. 387.

[2] Temel Öztürk, “Osmanlılarda Narh Sistemi”, Türkler, Cilt 10, Ankara 2002, s.861.

[3] Pakalın, a.g.e., s. 654.

[4] Temel Öztürk, XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Trabzon ve Kastamonu’ da Fiyatlar, Yüksek Lisans Tezi, Trabzon 1998, s. 7.

[5] Ahmet Tabakoğlu, Türk İktisat Tarihi, İstanbul 1994, s. 287.

[6] Mübahat S. Kütükoğlu, Osmanlı Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul 1983, s.3.

[7] Pakalın, a.g.e., s. 654.

[8] Öztürk, a.g.m., s. 861.

[9] Kallek, a.g.m., s. 388.

[10] Kütükoğlu, a.g.e., s. 4.

[11] Öztürk, a.g.t., s. 9.

[12] Öztürk, a.g.m., s.862.

[13] Ahmet Tabakoğlu, ‘‘Osmanlı İktisadi Yapısının Ana Hatları’’, Osmanlı, Cilt 3, Ankara 1999, s. 28.

[14] Tabakoğlu, a.g.e., s. 287.

[15] Öztürk, a.g.m., s. 862.

[16] Kütükoğlu, a.g.e., s. 4.

[17] Lütfi Paşa, Asafname, Haz. Ahmet Uğur, Ankara 1982, s.20.

[18] Koçi Bey, Koçi Bey Risalesi, Sad. Zuhuri Danışman, İstanbul 1972, s. 137.

[19] Kadı hakkında geniş bilgi için bakınız: Mirza Bala, “Kadı”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 6, Eskişehir 1997.; Ahmet Akgündüz, “İslam Hukukunun Osmanlı Devleti’nde Tatbiki; Şer’iye Mahkemeleri ve Şer’iye Sicilleri”, Türkler, Cilt 10, Ankara 2002.

[20] Kütükoğlu, a.g.e., s. 6.

[21] Suraıya Faroqhı, “Krizler ve Değişim”, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Çev; Ayşe Berktay, İstanbul 2004, s. 670.

[22] Öztürk, a.g.m., s. 862.

[23]  Ahmet Kal’a, “Esnaf”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 11, İstanbul 1995, s. 425.

[24] Kütükoğlu, a.g.e., s. 6.

[25] Ruhi Özcan, XVII. Yüzyılda Konyada Mülk Satışları ve Fiyatlar (1640-1665), Doktora Tezi, Konya 1993, s. 114.

[26] Öztürk, a.g.m., s. 862.

[27] Kütükoğlu, a.g.e., s. 390.

[28] Tabakoğlu, a.g.e., s. 287.

[29] Kıtlık hakkında geniş bilgi için bakınız; Orhan Kılıç, “Osmanlı Devleti’nde Meydana Gelen Kıtlıklar”, Türkler, Cilt 10, Ankara 2002.

[30] Kütükoğlu, a.g.m., s. 563.

[31] Şevket Pamuk, Osmanlı İmparatorluğu’nda Paranın Tarihi, İstanbul 2003.

[32] Öztürk, a.g.m., s. 863-866.

[33] Tabakoğlu, a.g.e., s. 287.

[34] Bakınız; Ziya Kazıcı, “Hisbe”, İslam Ansiklopedisi, Cilt 18, İstanbul 1998.

[35] Kütükoğlu, a.g.m., s. 390.

[36] Tabakoğlu, a.g.e., s. 288.

[37] Mehmet Genç, “Osmanlılar”, İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2007, s. 528.

[38] Öztürk, a.g.m., s. 867.

[39] Kütükoğlu, a.g.e., s. 17.

[40] Said Öztürk, “Osmanlı Devletinde Tüketicinin Korunması”, Türkler, Cilt 10, Ankara 2002, s. 854.

[41] Kürek cezası;

[42] Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2000, s. 188-189.

[43] Tabakoğlu, a.g.e., s.288.

[44] Özcan, a.g.t., s. 110.

[45] Melek Öksüz, XV. Yüzyılın İkinci Yarısında Trabzon, Trabzon 2006, s. 260-261.

[46] Tereke; Aslı “Terike” olup ölen kişinin bıraktığı mal olarak tanımlanır. “Muhallefat” diğer ismidir. Halk arasında yanlış bir şekilde “tereke” olarak kullanılmaktadır. Bakınız; Pakalın, a.g.e., s.  460

[47] Öksüz, a.g.e., s. 261.

[48] Öztürk, a.g.m., s. 867.

[49] Kütükoğlu, a.g.e., s. 20-23.

[50] Kütükoğlu, a.g.m., s. 564-565.

  • YORUMLAR

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir